Keşfetmek için Binrota Var!
MENU
Kelime veya Ülke Arayın
tur bölgesi
  • Kuzey Avrupa ve Rusya
  • Güney Doğu Asya
  • Orta ve Güney Afrika
  • Kuzey Afrika ve Ortadoğu
  • Hindistan ve Alt kıtası
  • Orta ve Latin Amerika
  • Avrupa
  • Kafkaslar ve Orta Asya
  • Uzakdoğu
tur dönemi
  • Yaz Turları 2019
  • Kurban Bayramı Turları 2019
  • Sonbahar-Kış Turlar 2019
  • Yılbaşı Turları 2020
Kapat

Etiyopya

Etiyopya

Güneş tanrısının çocukları derler Etiyopya’nın siyah güzel insanları için ve Addis Ababa ‘yeni bir çiçek’ gibi açar ülkenin merkezinde...

Hep mücadele içindedir hayatları, bir yandan çatışmalar diğer yandan hastalıklar ve yoksulluklar. Ancak yine de mutludurlar çok kültürlü yapılarından, bir tarafta Büyük Cami diğer tarafta Saint George Katedrali.

Etnografya Müzesi bir tarih kalıntısının ötesinde karşılaştırmalı bir tarih dersi sunuyor tıpkı Sankaber’den bir ülkeyi en tepeden izler gibi...  Kültürler arası geçişlere imkân sağlayan bir geçit gibi Simen Dağları sıralanıyor hemen kuzeyde... Ve kahve kokusu bir rüzgâr adı gibi sarıyor dört bir yanı...

UNESCO’nun Etiyopya’da koruma altına aldığı birçok yerden biri de Lalibela... Taşların oyularak binbir emek ve incelikle oluşturulduğu yapılar. Büyük bir emeği barındırıyorlar tıpkı civar köylerdeki her şeye rağmen dünya güzeli gülen çocuklar gibi...

Başlıca Etiyopya Turları

Şu anda aktif bir tur bulunmuyor.

Etiyopya denince akla gelenler

Omo Vadisi

Omo Vadisi bir yerli halklar cumhuriyeti. Yirmiye yakın kabilenin bir arada yaşadığı bir bölge burası. Ağzı tabaklı Mursiler ve Surma kabileleri en bilinenleri olmakla beraber Dorzeler, Ariler, Temaylar gibi, rengarenk ve ağır kolyeleriyle Karolar ve daha birçokları aynı coğrafyanın aynı zenginliğin birer rengini oluşturuyor. Bu renge nazire belki de vücutlarına sürdükleri boyalar, göze çizdikleri bir güneş ya da vücuda dövdükleri bir desen, herkese karşı belki de vücutlarına ekledikleri kolyeler... Bir arada bir şeyleri gösterir gibiler... Çok da zor değil hayat... Nehir bir yanda, hayvanlar bir yanda doğa ile yarışmak değil iç içe bir bütün gibi tahakküm kurmadan yaşamak gibi...

Evrenin ve sonrasında insanlığın tarihi kadar eski buralar ve hâlâ yaşıyor tüm ilerleme dediğimiz ama diğer yandan sonumuz olan dünyaya inat...

Simen Dağları Ulusal Parkı

UNESCO Dünya Mirası’nın içinde kalan görkemli bir bölge. Ülkenin kuzeyinde -Amharca Simen, Kuzey demek- tüm bölgeyi hakimiyeti altına almak isteyen bir hükümdar gibi sarıyor. Sonsuz derinlikteki vadileriyle ve belki Afrika’da ihtimal verilemeyen karların bıraktığı suların oluşturduğu dönemsel şelale sizi olduğunuz yerde mıhlayacak gibi...

Bölgeye özgü hayvanlar da bu eşsiz doğanın bir parçası: Gelada Maymunları Afrikanın yegane otçulu olarak varlıklarını yalnız bu bölgede sürdürüyorlar; tilki kurt karışımı ve Afrika’nın tek kurt türü Simen (Habeş) kurdu ile dağların vazgeçilmezi Habeş keçisi bu bölge için var olmuş gibiler... Uzun bacakları ve atiklikleri dağ şartlarına bir hazırlık gibi... Ve doğa kendine benzettiği sert, derin ve sarp kayalıklar içinde tüm canlıları dirençli kılıyor; tıpkı yüzyıllardır var olduğu ve tepeden tüm bölgeyi hâlâ kontrol ettiği gibi...

Bale Dağları Ulusal Parkı

Muhteşem manzarasıyla insanı büyüleyen bir yapısı var. Yüksekliği ve sarplığı korkuyla karışık, tarifi imkansız bir duyguyu içinizde birlikte var edecek görkeme sahip. Volkanik bir bölgenin tüm özelliklerini barındıran ve barındırdığı kadarıyla kendi içinde yaşam oluşturan bir bölge. Çevresinden akan nehirler ve kayalıklar arasında oluşan göller ve göllerin dingin sularında aksi görünen dağların keskinliği sizin de bu hayattaki en keskin anlarınız olabilir...

Bölgedeki dev vadilere ve yarıklara kadar üzerindeki yüzlerce renkteki çiçeğin ispat ettiği çeşitlilik Afrika’nın tek kurt türünü de barındırır. Yaşam buldukları noktada daha da yeşeren ağaçlar ve orman sık aralıklarla nehirlerin içinden geçtiği yol misali sizi güneşten ya da güneşli ama ayaz haldeki havalardan da korur. Doğa işte tam da bu anlamında evrendeki tüm canlıların muhtaç olduğu ve ihtiyaç duyduğu yaşam alanlarıdır; her şeydir...  

Gondar

Simen Dağları’na giriş denilebilecek bir bölge Gondar. Dağların gölgesinde volkanik toprakların zenginliği altında tarihi bir alan. Ortaçağ Avrupası’nda özellikle Portekiz’in, Aksum Krallığı ve Hint etkisi altındaki mimarinin oluşturduğu katkıyla bir dünya mirası daha günümüze kadar taşınıyor. En eskisi 17. Yüzyılın ortalarında inşa edilen Fasilides Kalesi’yle birlikte bölgede dört kalenin daha bulunması, duvarların ve tavanların süslemelerinin görkemli taşlarla, fil dişleri ve altınlarla bezeli olduğu geçmişin şaaşalı ve gösterişli dünyasını da bugüne taşımayı sağlıyor.

Kalelerin tepesindense açık havada görülebilecek Tana Gölü sizi sıra dağlarla birlikte iki arada bir derede bırakacak gibi... Her başlangıç gibi Gondar da heyecanlı bir yolculuğun ilk adımları, ama ne adım!

Aksum

Tarihten bir yaprak Aksum. Tarihin en eski şehirlerinden biri. Aksum Krallığı’nın da baş şehri. Toprakları üzerinde bulunan dikilitaşların en eskilerinin yaşları İsa’dan önce 5000-2000 yılları arasında zikrediliyor. Keza üzerindeki yazılar ve desenlerin de bir dokunuşla şekillendiği, bir temasla yazıldığı mucizevi ve efsanevi bir rivayet olarak vücut bulur. Meryem Ana Kilisesi’ndeki kumaşa sarılı dikilitaş buna örnektir. On emrin yazılı olduğu inanılan taşlarsa inanç dünyasınn önemli dini anlatılarını oluştururlar. Diğer yandan ayakta duran en uzun Ezana ile artık kendini taşıyamayan Büyük Dikilitaş’sa tarihe bir kayıt olarak düşer.

Kutsal bir şehir misali her taşın bir efsanesi, inanışı ve anlamı var ve bölgenin Ortodoksluğun merkezi konumu da diğer yandan. Pantaleon Manastırı içindeki el yazması İnciller de bunu ifade eder biçimde sergilenmektedirler. Her şeyin bir gerçekliği ve bir aksi gibi... Şeba Kraliçesi Belkıs bir diğer kayda göre Makeda... Ve onun hamamı ve belki de bir sarnıç olan yapı gibi... Kutsiyet bir şehri kendinin ötesinden uzaklara, bir tarihlere taşımış ve bin yıllar öncesinden bize miras olarak müthiş kanıtlar bırakmış...

Addis Ababa

Yeni bir çiçek gibidir Addis Ababa her bahar yenilenen her dönem gelişen... Ülkenin başkenti dışında bölgenin de merkezi, kalbi Addis Ababa... Tüm kente tepeden bakan ve eteğini sallamasıyla ona her an küçük bir ayar verecekmiş gibi duran Entoto Dağları tüm şehri kolaçan ediyor... Dağlar kadar yüksek şehir belki de en yükseklerden biri... Ve her yeri aynı hareketlilikte; doğusu, batısı ve merkezi...

Etnik çeşitliliğin zenginliği bir dinamik sağlıyor yeni çiçeğimize. Ticareti hareketlendiriyor ve şehrin dört bir yanındaki tiyatrolar, müzeler ve kültür alanlarıyla yayıyor birlikteliği dört bir yana. Mimarisiyle de gösteriyor bunu görkemli Büyük Cami, Saint George Katedrali ve elbette ‘kurtarıcının kilisesi’ Medhane Alem. Diğer yandansa Ulusal Müze’nin ve belki de insanlığın en nadide parçası olarak evrimin sembolü Lucy... Kültürel bir mozaik insanlığa Etiyopya’nın merkezinden ışık saçıyor...  

Lalibela

Lasta Dağları’nın çevrelediği, UNESCO’nun Etiyopya’da koruma altına aldığı birçok yerden biri ve ta 12. Yüzyıla kadar uzanan bir rivayete göre arıların hükümranlığını yansıtan bölge Lalibela... Ve Zagwe Hanedanlığı’nın da başkenti...

Taşların, kayalıkların, mağaraların içi oyularak oluşturulan, dünya harikalarndan biri olarak nitelenen Beta Giyordis gibi topraktan yer altına inilen bir mimari tek kelimeyle inanılmaz... Tıpkı Kudüs’e imrenilerek yapıldığı günkü kadar heves, inanç ve azim  dolu. Hepsi hiç tartışmasız mucize gibi bir emeği barındırıyorlar... Hatta öyle ki insanın Lalibela’nın gerçekleştirilmesinde, geceleri, insanların iki katından fazla meleklerin çalıştığı rivayetine inanası geliyor... Ne dersiniz haksızlar mı acaba?