Keşfetmek için Binrota Var!
MENU
Kelime veya Ülke Arayın
tur bölgesi
  • Orta ve Latin Amerika
  • Kuzey Avrupa, Rusya ve Ukrayna
  • Avrupa
  • Güney Doğu Asya
  • Hindistan Alt Kıtası ve Sri Lanka
  • Kuzey Afrika ve Ortadoğu
  • Orta ve Güney Afrika
  • Uzakdoğu
  • Kafkaslar ve Orta Asya
tur dönemi
  • Sonbahar - Kış 2019
  • Yılbaşı 2019 - 2020
  • Sömestre 2020
  • İlkbahar 2020
  • Şeker Bayramı 2020
  • Yaz Turları 2020
  • Kurban Bayramı 2020
  • Sonbahar - Kış 2020
  • Yılbaşı 2020 - 2021
Kapat

Gürcistan

Gürcistan

Her bir kültürden çoğalmış ama kendini hiç bırakmamış Gürcistan...

Sırasıyla Arap, Selçuklu, Moğol, Osmanlı, İran ve Ruslar’ın hakimiyetine geçmiş her birinden bir parçasını kendine katmış bir ülke. Fazla dikkat çekmeyen ama keşfedildiğinde bağımlılık da yapabilecek bir ülke Gürcistan. Tiflis’ten nehirle birlikte aktığımızda farklı kültürleri bir arada görmek mümkün. Batum da bu kültürden nasibini almış. İki Laz ustaya yaptırılan Orta Cami, sadeliği ama özellikle ahşap işçiliği ile görülmeye değer ve 12 Havari’den Aziz Matthias’ın anıt mezarının ve bir Osmanlı hamamının da bulunduğu Apsaros Kalesi (Gonio) de bir o kadar anlamlı ve çok kültürlüdür.

Aşkın şehri Siğnaği ya da geleneksel yaşamı görebileceğiniz Ananuri birçok güzellikten yalnızca bazıları. Yemek ve eğlence kültürü olarak da deneyimlemeye değer Gürcistan özellikle şarap konusunda giderek artan bir ilginin konusu. Dağları, nehirleri ve Karadeniz’e olan komşuluğuyla birçok iklimi peşi sıra ya da aynı anda görebilecek denli çeşitlidir. Ama insanları her zaman için güleryüzlü ve yardımseverdir...  

Başlıca Gürcistan Turları

Gürcistan denince akla gelenler

Tiflis

Tiflis Kura Nehri’nin iki yakasında yer alan Gürcistan’ın başkentidir. Tiflis hakkında bildiklerimiz genelde haberler düzeyinde politika ve enerji kaynakları temelli bir ilişkidir. Ancak Tiflis bunun çok ötesinde mimarisi, caddeleri ve kültürüyle bize petrol boru hattı dışında da oldukça önemli şeyler söyler. Bunlardan Kura Nehri’nin kıyısındaki evler sıradan bir dizilişin yanı sıra suya sıfırın ötesinde kayaların bir devamı gibi sıralanmış nehre. Nehrin üzerindeki köprülerle iki yaka birbirine bağlanır. Ve kafanızı kaldırdığınızda sizi her an kontrol altında tutan bir 4. yüzyıl yapısı kaleyi sürekli görürsünüz: Narikala Kalesi.

Dar sokak aralarındaki ahşap cumbalı evler eski şehrin bir özeti gibi. Ve tabii dinlerin kesişme noktası: Sinagog, Camii ve Kilise bir arada. Rustaveli Caddesi şehrin en önemli mekanlarından. Parlamento Binasından, Tiyatro ve Opera Binası’na Bilim Akademisi’nden müzelere ve son olarak Kashveti Kilisesi’nden büyük Belediye Binası’nın ve Merkez Bankası’nın bulunduğu Özgürlük Meydanı’da St. George Anıtı’na uzun bir cadde... Birçok eser barındırmasından belki de ortaçağ şairlerinden, edebiyatçı Şota Rustaveli’nin adı verilir caddeye. Kapsayıcı bir misyona sahip cadde şehre de kimliğini veren yerlerden. Doğası ise karla yeşilin müthiş bir kontrastıyla şekil bulur. Yakınlar yeşil, uzaklar karlı; bir güzellik kontrastı şehrin eskisi ile yenisini andırır... Aynı şekilde şehir gece de gündüz de aynı zıtlıkta güzeldir...

Ananuri

Ananuri enteresan bir bölge. Aragvi Nehri’nin hemen kıyısında bir tepe üzerine kurulmuş kale ve kiliseden oluşuyor. 16. yüzyıldan kalma bu yapı mükemmel peyzajıyla nehrin akışına doğru yönelir. Kapı ve pencere oymalarındaki ustalık ve sadelik görülmeye değer. Kilise içindeki freskler Hristiyanlık dünyasının hikayelerini anlatması bir yana, hala seçilebilen canlı renkleri ve kurgusuyla hayret uyandırıyor.

Kale diplerindeki seyyar satıcılar her zaman hazırlar. Geleneksel takı ve eşyaların satıldığı tezgahlar ülkeyi ve insanını tanımak için elverişli ip uçları taşıyorlar. Özellikle Gürcü kalpağıyla fotoğraf çektirmek oldukça revaçta. İster yol kenarında durun şöyle bir bakın ve ruhunuzu temizleyin, isterseniz kenardan hafifçe aşağıya inen yolun sonunda nehre girin ve serinleyin... Tabii suyun sıcaklığa bakmadan yapmayın... 

Signagi

Kaheti Bölgesi’nin küçük turistik ‘aşk şehri’ olarak çağırılan merkezidir aynı zamanda büyük ressam Niko Pirosmani’nin de doğduğu yetiştiği topraklar. Surlar içinde planlanmış korunaklı bir şehir. Kuzeyin insanlarının ortak aklı olarak, yerleşim birimleri genelde tepelere doğru ve yamaçlarda. Siğnaği’de de aynı şekilde. Eski evler oldukça iyi korunmuş ve zaten restore edilmiş, dolayısıyla küçük bir Avrupa şehrini de andırmıyor değil. Belki İtalya... İç içe sıkış tıkış gibi görünse de evler ya da belki şimdi oteller demek daha doğru, peyzaja hakim konumda tüm alanı rahatlıkla görebiliyor. Evlerin bir kısmı avlulu, bir kısmı cumbalı, balkonlu ama hep az katlı şirin bakımlı evlerden oluşuyor. Arnavut kaldırımlı ya da taş, dar yollardan yürümesi de oldukça keyifli.

Şehrin en önemli yapılarından Bodbe Manastırı ve çan kulesi dikkat çekiyor. İçerisindeki İncil’den tasvirlerin yapıldığı freskler oldukça güzel ve canlı. Ve hemen altında kutsal olduğuna inanılan bir su kaynağı var. Her iki yapı da Azize Nino’ya adanmış. St. George ve St. Stephen Ortodoks kiliseleri şehrin tepesinden bakıldığında hemen göze çarpıyor. Etnografik ve arkeolojik müze Siğnaği Müzesi’ni de gezebilir bölge ve ülke hakkında da bilgi edinebilirsiniz. Keyifli, huzurlu, kıvamında bir yolculuk için Siğnaği özel bir yer...