Keşfetmek için Binrota Var!
MENU
Kelime veya Ülke Arayın
tur bölgesi
  • Kuzey Avrupa ve Rusya
  • Güney Doğu Asya
  • Orta ve Güney Afrika
  • Kuzey Afrika ve Ortadoğu
  • Hindistan ve Alt kıtası
  • Orta ve Latin Amerika
  • Avrupa
  • Kafkaslar ve Orta Asya
  • Uzakdoğu
tur dönemi
  • Yaz Turları 2019
  • Kurban Bayramı Turları 2019
  • Sonbahar-Kış Turlar 2019
  • Yılbaşı Turları 2020
Kapat

İsrail

İsrail

Kutsal Topraklar orada olan olmayan tüm inananlar için bir yol...

İsrail ve Filistin’in güzel insanlarıysa, barışın topraklarında bu kutsiyeti var eden iki rüzgar...

Tüm dinlerin merkezi, çıkış noktası olarak görülür Kudüs. Tek tanrıya inanan üç büyük din -Hıristiyanlık, Müslümanlık ve Yahudilik- tarafından kutsal sayılan Kudüs’ün taşları bu üç dinin kutsal izlerini ve birbirleriyle olan mücadeleler tarihinin ağırlığını taşır üzerinde.

Sürgün edilen İsrailli çocukların şarkısında yer alan “Seni unutursam, ey Kudüs, sağ elim hünerini unutsun!... Eğer seni anmazsam, eğer Kudüs'ü baş sevincimden üstün tutmazsam, dilim damağıma yapışsın” sözleri, Hıristiyanlar için “Peygamberleri öldüren ve kendisine gönderilenleri taşlayan sen, tavuk, yavrularını kanatları altına nasıl toplarsa, ben de senin çocuklarını kaç kere öyle toplamak istedim” cümlesiyle yer değişir ve Müslümanlar için “Allah'ın seçtiği toprak ve onun kurallarının vatanı! Senin duvarlarından dünya, dünya oldu. Ey Kudüs! Sana doğru inen çiy bütün hastalıkları iyi ediyor, çünkü geldiği yer Cennet'in bahçeleri”ne...

‘Barış’ anlamına da gelen Kudüs’ün sıcaklığından bölgenin tarihine ve yüzeye çıkmak için topraklarının derinliklerine bakmak gerekir…

Başlıca İsrail Turları

İsrail denince akla gelenler

Kudüs

Kudüs deyince binlerce yıllık kadim geleneklerden ve tarihsel bir şehirden söz ediliyor demektir. Üç büyük gök tanrı dini için kutsal olan şehir, özellikle hiç değişmeyen eski şehirle önemini herkes için konuyor: Ermeni, Arap, Hıristiyan ve Musevi Mahalleleri olarak bölünmüş sokaklar bir anlamda çok kültürlü yapıyı ele veren keskinliğiyle beraber, birbirine karışmaması bağlamında su ve yağ ilişkisini andırıyor. Daracık ve küçük mahalleler eski şehri bir labirente çeviren yapısıyla bir arada yaşamı da sağlayan ticari ve gündelik hayatı birbirine bağlar...

Kutsal Kabir Kilisesi Hıristiyanlar için ne kadar kutsalsa; Ağlama Duvarı Museviler için ve Mescid-i Aksa Müslümanlar için o kadar kıymetli... Ancak bunlar yanında kutsal mekanların birbiriyle olan yakınlığı ve iç içelik hali diğer yandan tüm ayrılıklara rağmen ortaklıklara da işaret ediyor. Kubbet-üs Sahra, Kudüs Tapınağı, Saint Maria Magdelena, hepsi birden Zeytin Dağı’ndan kuş bakışıyla bir bütün gibi görünüyor... Ve belki de böylesi bir resimdir bu topraklara yakışan.

Eilat

İsrail’in güneyinde küçücük bir şehir Eilat... Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır’la en uç noktasında birleşen komşuluk ilişkisinde Kızıldeniz’in ev sahipliği onları birbirine bağlıyor.  Küçük kıyı şeridinin yarattığı etki hem içerisinde sıcak ve cana yakın bir kasabayı hem de bir turizm kentinin hızlı ve en can alıcı unsurlarını barındırır. Dibi gözüken berraklıktaki deniziyse sadece gelen ziyaretçilere değil sualtı florası ve faunasıyla oldukça zengin yapıya da ev sahipliği yapar. Bu anlamda Eilat dalış dünyasının rengarenk evreniyle, sağladığı tatil imkanları ve otelleriyle gelişmiş bir liman kentinin tüm özelliklerini her defasında gösterecek kadar cömerttir.

Timna Vadisi Parkı’nın yer aldığı ve Necef Çölü’nün devamında hemen dağ yamacına kurulu, İsrail’in Kızıldeniz’e açılan tek limanı olarak Eilat her zaman değerli her zaman güneşe ve denize karşı...

Tel Aviv

Adının Bahar Tepesi anlamına gelmesi Tel Aviv’i ele veren bir tanımlama. Hem yenilenmeyi ifade eden sürekli bir devinimi işaret eder, hem de her daim yeşil ve güneşli havası sizi deniz gibi gökyüzünde gezintiye çıkarır. Dillere destan eğlence hayatıyla birlikte, özgürlükçü yapısının sağladığı hoşgörü ortamı kenti farklı farklı grupların merkezi haline getirerek bir arada yaşamı canlı kılan bir çeşitlilik sağlar...

Akdeniz’in dibinde turizme uygun yapısı ekonomik olarak gelişmiş bir kentin izlerini taşımasına yardımcı olur. Ortadoğu’nun kültür ve sanat alanındaki öncülüğünün ispatı olabilecek sergi ve gösteri alanları sanatın da şehrin bir parçası olduğunu hatırlatması adına önemli...  Büyük Sinagogu ile Hasan Bek Camii’nin ihtişamıysa tüm modern binaların yanında yüzyıl başından itibaren şehrin önemli kilometre taşlarından biri olarak dimdik ayaktadırlar...

Hayfa

Coğrafyada ender görülen bir barış ortamının adıdır Hayfa... Kıyıdan Karmel Dağı’na kadar uzayan ucu bucağı düz ova boyunca Kişon Nehri’nin bir atkı gibi doladığı kent, bir kültür alanı olarak dinlerin yan yana durabildiği, birbirlerine alan bıraktıkları nefes aldıkları ender orta doğu şehirlerinden... Kolonyal dönemden kalan Alman Caddesi taş binalarının resmi geçidinde hala ikinci dünya savaşından kalma gibidirler...

Bahailer için bir merkez, bir araya çağıran ‘Tanrı’nın Zaferi’ne şahit bir mekan Hayfa... Muhteşem altın kubbesi ve doyulmaz teraslı bahçeleriyle Bahai Tapınağı insanlığa bir armağan gibi... Tüm ihtişamıyla seyrediyor kendisine hayran bakan gözleri... Tıpkı Karmelit Manastrı’nın daha önceden onlara baktığı gibi...

Masada

Kurulan, yazılan ve inşa edilip referans alınan bir şeydir Tarih. Masada bu anlamda, trajik ve dramatik hikayesiyle tüm Yahudiler için kutsal, tüm ‘Romalılar’ için mevzi ve efsane ile gerçek arasında bir varoluştur... Ve Masada bu gerçekliği içinde mücadelenin bir diğer adıdır. Güç alınan ve korunan...

Tepede çölle deniz arası bir şehir; direnişi hala okunuyor sessizliğinden ve hissediliyor oraya gidenlerden; orada susanlardan... Sarayından çıkabilir her an Herod  ve tanıklık edebilir bugüne ibadet ettikten sonra hemen ve dolaştırabilir kentini bize hala ilk günkü gibi...

Nasıra

İsa’nın büyüdüğü, sokaklarını soluduğu ve mucizeleri yaşadığı yer Nasıra. Meryem’in İsa’yı doğuracağını duyurduğu kayalıklara yapılan ve Müjde’sinin buradan geldiği kilisenin bulunduğu kutsal olduğuna inanılan bölge... Bu kutsallığına mükemmel bir biçim veren mimarisiyle kendine uzanan, dua eden ve dokunan ellere sadece duruşuyla ve hissettirdiği özel duygularla karşılık veren yapı... Saint Joseph Kilisesi ya da Saint Mary Kilisesi gibi hepsi şükranın bir parçası; insanın eksik kalan parçası; onu tamamlamaya geldiği yer; görmeye geldiği yer; tarihi ve kutsal bir yer; belki de öylesine bir yer; ama her zaman geçmişte ve bugünde yaşayan yaşayacak, korunan korunacak olan yeryüzünden gökyüzüne armağan bir yer...

Akka

Tarihin eski ticaret ve liman kentlerinden biri olarak sürekli yerleşim olan ender yerlerden biri Akka. Küçük bir kent ancak tarihi önemi büyük bir kaleye sahip: Akka Kalesi. Tarihte Napoleon’un almaya çalıştığı ve buradan Doğu’yu ele geçirmeye çalıştığı yer -öyle ki kenarda köşede gülleleri görebileceğiniz sergi alanlarını da görmek ya da şehir altındaki diğer şehri keşfetmek her zaman için olası-. Milattan 3000 yıl öncesine dayanan ve birçok medeniyete ev sahipliği yaparak Haçlı seferlerine tanıklık yapsa da hala dimdik ve kalesi gibi denizlerin tüm fırtınalarına karşı duran bir kent...

Geçmişin izlerini kale içindeki daracık sokaklarda -içinde hala yaşayanlarla birlikte- ya da ticaretin döndüğü geniş bulvarlarda görebilmek için şöyle bir etrafa bakmak bile yeter, çünkü Selçuklu dönemi mimarileri, el sanatları ve Eski Akka yaşam biçimleri her yerde... Ve bölgede nadir görülen biçimiyle halkların kaynaşmasını görmek gerçekten özlenen bir resmi de Akka bize gerçek kılıyor...

Yafa

Dünyanın en eski liman kentlerinden biri olarak geçer Yafa. Dar sokaklarının denizlere, derin sularının tarihe açıldığı, yüzyıllar öncesinden gelen bugün de yaşayan güneşinin her zaman ısıttığı sıcacık bir şehir. Kuzeyindeki Tel Aviv’le birleşmesiyse mavi ile yeşilin uyumu misali eski ile yeninin bir kucaklaşması gibi...

Kültürlerin iç içe geçtiği şehrin geleneğinden, şehrin sahip olduğu, sahip çıktığı değerlerden belli olur... Yafa için de Persler, Eski Mısır ve Helenistik dönemlerden kalma kalıntılarla birlikte daha yakın döneme ait Abdülhamid’in saat kulesi ya da Hasan Paşa Cami ile denize nazır Aziz Peter Kilisesi şehrin olmazsa olmazları... Çünkü bir şehir her şeyiyle bir şehir olmalıdır tıpkı kartpostallara konu olan Osmanlı çeşmesinin koca ağaçlar altındaki görüntüsü gibi; hem geçmişte, hem de bugünde; Şehir yaşamalıdır...

Tiberya

Adını İmparator Tiberius’tan alan ve bölgeye hayat veren dünyanın en alçak ikinci ve en derinde bulunan tatlı gölünün hemen yanında eski çağlardan kalan bir yerleşim bölgesi Tiberya... Museviler’in kutsal addettiği kentlerden biri olarak Yahudiler için Osmanlı’dan itibaren en imtiyazlı yer olarak bilinir... Golan Tepelerine bakan ve yaşamın da oradan okunduğu bir coğrafyada Kinneret (Celile) her zamankinden daha dertli duruyor...

Korunmak adına yapılan surlar arkasından görünen şehir gizli kalmış coğrafyanın bir Roma İmparatorluğu’nun kalıntılarını sunuyor bizlere... Bütünlüğünü sağlayabilmiş bir yerellikle kendini bugünün insanlarına saklamış gibi... Kutsallıkla birlikte korunan bölgenin sularında hayat bulduğu ve uzağa açıldığı ve belki de hayallerin kurulduğu Tiberya hala bir anlatı gibi yerleşiyor zihinlerde...